Anasayfa | Biyografiler | Dosyalar | Haberler | Kategoriler | Arşiv | Rss
 

Hakkında
Elektroik Kütüphaneler bilgiyi elektronik ortama taşıyıp öğrencilere ya da bilgiye ihtiyaç duyanlara ulaştırmak için ... [»]

» Haberler | ABD'den İnsan Çipi ne Onay [»] , Diğer Haberlere Ulaşmak İçin Tıklayınız.

»  Yaprak Dökümü

 admin , 09 Haziran 2007 tarihinde
 Makaleyi Yazdır    |  Makaleyi Email İle Gönder

Ali Rıza Bey mülkiye memuru idi. Sesiz ve sakin biri olduğundan arkadaşlar arasında sevilir ve sayılırdı. Ali Rıza Bey çok temiz, nazik ve mahcup bir insandı. Ali Rıza Bey Babıali yetiştirmelerinde çalışıyordu. Ali Rıza Bey kız kardeşinin ve Annesinin iki ay ara ile ölmesi nedeniyle İstanbul’dan soğumuş ve tayın istemişti. Suriye’de bir kaza kaymakamlığı alarak gurbete çıkmıştır. Ali Rıza bey gittikten beri hiç İstanbul’a dönmemiş yirmi beş sene orada muhtelif memuriyetlerle Anadolu’da dolaşmıştır. Arapça ve Farsça’nın yanında İngilizce ve Fransızca’da biliyordu. Ali Rıza Bey hakkında konuşan kişiler “ peygamber gibi adam elini öp, dua ettir, ne istersen iste ancak ondan iş isteme” derlerdi.
Ali Rıza Bey evlendiğinde 40’ına yaklaşıyordu. Bir aile kurmak onun gözünde her şeyden daha zordu. Ali Rıza Bey’in karısı talihine çok iyi ve ağırbaşlı bir kadındı. Evlendikten sonra yedi sene içinde dört tana çocuk sahibi oldu. Biraz durakladıktan sonra bir tane daha kız çocuğu olmuştu, çocuk sayısı ettimi beş, Ali Rıza Bey artık beş çocuk sahibi olmuştu. Artık hayata daha çok sarılmalıydı. Eskiden gevşek ve bir amacı olmayan memur gitmiş ve yerine çocukları için her şeyi yapan, her şeyi göze alan bir memur gelmişti.
Fakat Ali Rıza Bey’in yaptığı planlar bir olay nedeni ile altüst olmuştu. O zaman Trabzon’da mutasarrıftı. Olay şöyle idi:
Bir kadın kaçırma olayı olmuştu. Kadının kocası ile kaçıran adam birbirlerini bıçaklarla yaralamışlardı. Kadının kocası arkasız bir çiftçi, diğeri ise kasaba halkının tutuğu bir eşraf oğlu idi. Esas suçlu adam, elini kolunu salaya salaya gezmeye ve suçlu olmayan adam gögüsündeki yara ile hapse atılmıştı. Ali Rıza Bey hiçbir konu hakkında konuşmamaya yemin etmişti. Ali Rıza Bey bu bir ateş kesilmiş. Ne yapsın? Bu bir hak, vicdan ve namus işi idi. Vazifesinde bir kusur yaparsa eğer Allah ona çocuklarında cezalandırırdı.
Ali Rıza Bey bir süre İstanbul’da işsiz gezdi. Birikmiş hiç para yoktu. Babadan kalma bağlar başındaki bir eski evi vardı. Karısının bir mücheverlerini satarak bu evi tamir ettirmiş ve çocuklarını oraya götürmüştü.
Ali Rıza Bey yeni bir memuriyet almak için Babıali Koridorlarında gezmeye ve dolaşmaya başlamıştır. Dahiliye Nazırı’nın odasından çıkan bir genç Ali Rıza Bey’in alini öpmek için eline sarıldı.
-Beni tanıdınız mı? dedi.
Ali Rıza Bey ilk önce tanımadı ancak daha sonra eski öğrencisi Muzaffer olduğunu anlamıştı. Muzaffer iki büyük meclisi azası ve “ Altın Yaprak Anonim Şirketinin” müdürü idi. Muzaffer hocasının böyle durumda olduğunu öğrenince bir teklifte bulundu. Muzaffer bey Mısır ve İngiltere iş yapıyordu ve Arapça ve Farsça bilen iyi birisi gerekiyordu. Ali Rıza Bey’de Arapça ve Farsça bildiği için Muzaffer hocasına teklifte bulunmuştu. Ali Rıza Bey’de bu teklifi çok sevinerek kabul etmişti. Ali Rıza Bey gece gündüz çalışarak beş seneden beri “ Altın Yaprak Anonim Şirketinin” en iyi memuru olmuştu.
Bir gün odacı Ali Rıza Bey’in odasına girdi ;
-Bir kadın geldi seni görmek istiyor galiba Leman’ın Annesi dedi.
Leman şirketin daktilosu idi. Leman arkadaşının kızı idi. Bir sene evvel Üsküdar’da karşısına çıkmıştı. Leman beş sene önce babasını kaybetmişti. Leman okuyup yazıyordu, birde daktilo biliyordu. Ali Rıza Bey ne yaptı etti onu şirkete aldırdı.
Leman çok ağırbaşlı bir kıza benziyordu. Ancak bir süre geçtikten sonra memurlara münasebetsiz şakalar ediyordu. Leman çok hafif ve cahildi. Birkaç kere Ali Rıza Bey bunu Leman’a söylemişti. Leman Ali Rıza Bey’in yanında tamam diyor ancak yine aynı hareketlerine ve tavırlarına devam ediyordu.
Leman birkaç gündür gelmiyordu şirkete, Annesine ilk Ali Rıza Bey;
- Çocuk nasıl? dedi.
Annesi :
- Leman iyi, fakat ölseydi….. dedi.
Ali Rıza Bey gerçekleri Annesinden duyunca Annesi’ne hak vermişti.
Hakikat şu idi;
Leman on gün önce arkadaşımda parti var diyerek evden çıkmış ve eve çocuk düşürmüş ve halsiz bir halde eve gelmişti. Muzaffer bey bu işi yaptı diye Annesi Ali Rıza Bey’e anlatmıştı. Ali Rıza Bey bu konuyu Muzaffer’e açması gerekiyordu. Her zamanki gibi eve geç gitmiş ve Muzaffer’le bu konuyu konuşmuştur. Muzaffer bunu kabul etmemiştir. Çünkü kız Muzaffer’den önce bir çok kişiyle yatıp kalmıştı. Muzaffer sadece ona para konusunda yardım ederim demişti. Daha halen Ali Rıza Bey Muzaffer’e ısrar ediyor birisinin namusunu bozmuşsun bunu almalısın diyordu ve Muzaffer’de bunun üzerine Ali Rıza Bey’e bir soru sordu
- Sizin oğlunuz böyle yapsa ve kızın üstünden bir çok adam geçse o kızı gelin olarak alırmısın dedi.
Bunu üzerine Ali Rıza Bey Muzaffer’i oğlu gibi sevdiğinden ve Oğlu olarak saydığından söylediği söz ona dokunmuştu ve artık bu şirkette kalamazdı. Bir daha gelmemek üzere şirketten ayrılmıştı. Ali Rıza Bey evinin yolunu tutmuştu. Evine yaklaştığında her zaman ev sesiz ve ışıklar sönük olurdu ancak bu sefer ev bayram gibi idi. Işıklar yanık ev çok sesli ve çocuklar babalarını yollarda karşılıyorlardı. Bu sevincin nedeni ise oğlu Şevket bir bankada memur olmuştu. Allah bu bir kapıyı kapatır bir kapıyı açar. Daha sonra gece devam ederken Ali Rıza Bey yemek yerken Şevket’e yerimizi değiştirmemiz gerekiyor dedi. Şevket babasına yok neyi desede babası zorla yerine oturtturmuştu. Daha sonra çocuklarına ben öldükten sonra babanız sayılır Şevket onu sevin ve sayın demişti. O gece böylecene bitmişti, artık kalkıp yatmışlardı. Ali Rıza Bey erken uyanmaya alışmıştı. Bugün işe gitmeyecekti. Hayriye hanım Ali Rıza Bey’e sordu bey işe gitmiyor musun ? Ali Rıza Bey hayır diyerek ve konuyu hanımına açarak her şeyi anlatmıştı. Bunun üzerine Hanımı kızmıştı ve daha sonrada çocuklarına anlatmıştı. Çocuklarda bu olaya çok kızmış ve babalarına karşı gelmeye başlamışlardı. Hayriye Hanım bir gün Ali Rıza Bey’in yanına gelerek neden çıkmıştın sen ben senin yerinde olsam ben bu konu için işten çıkmazdım. Biliyorum senin namus konusunda hasas olduğunu ama bir kere olsun çocuklarını düşünmedin mi? Ben senin yerinde olsam bu işi çocuklarım için katlanırdım demişti. Artık Şevket bu evin reisi sayılırdı. Onun getirdiği parayla besleniyorlardı. Ali Rıza Bey onu her gece yorgun görmesi nedeniyle çok üzülüyordu. Ancak Şevket babasının üzülmesine dayanamıyor ve babasını tesseli ediyordu. Fikreti babası yetiştirmişti. Aynı babası gibi eski kafalı birisiydi. Leyla ve Necla’da babasının işten çıkmasına çok kızıyorlar ve hiçbir şeyimiz yok diye isyan ediyorlardı. Babalarına, artık evde siyasal kavga gibi çatışmalar oluyordu Leyla ve Nejla ile Fikret karşı karşıya gelip kavga ediyorlardı. Şevket’te her gün biraz daha yıpranıyordu ve yoruluyordu baba yüreği buna dayanamıyordu. Şevket birisine gönlünü kaptırmıştı. Ancak bu kocalı bir kadındı. Hayriye hanım bunu Ali Rıza Bey’e açmıştı ancak bunu Ali Rıza Bey pek iyi bakmıyordu kesinlikle kabul etmem diyordu. Daha sonra Hayriye Hanım kocasına şöyle demişti.
- Bilakis oğlunun bu zavallı kadını yüzüstü bırakması en büyük namussuzluktur. Oğlun bir ailenin namusunu mahvetti. Bir kadın sokakta kalmasına sebep oldu. O zavallı da senin Fikret gibi, Leyla ve Nejla gibi tecrübesiz bir çocuktur. Daha sonra bunu kendi evlatlarımızdan gösterir. Bu kızın namusunu temizlemek oğlunun boynuna borç olmuştur.
Ali Rıza Bey düşündü ve namus konusunda ve çocukları hakkında çok şeyler düşündü ve daha sonra o kızı alarak namusu temizlemesini kabul etmişti.
Düğün gecesi ev baştan başa aydınlık içinde, iki de bir caz müziği çalıyor. Neşeli kahkahalar, haykırışlar, çığlıklar duyuluyordu…..
Bu düğün şimdi ihtiyar babanın korktuğu bütün şeyler birden bire evi istila ediyordu. Leyla ile Necla düşündüklerinde yanılmamışlardı. Yengeleri ileri fikirli ve cesur bir kadındı.
Görümcelerinin şimdiden kendisinden imdat istemeleri Ferhunde’nin kalbine dokunmuştu. Ferhunde zeki olduğu kadar da cesur ve hilekar bir kişiydi. Fikret babasıyla arası açılmış genç kız bir türlü yengesiyle anlaşamıyordu. Bütün gün vahşi bir inatla odasına kapanıyordu. Fikret kendisine acımıyordu Ayşe’ye acıyordu. Bu konudamn sonra Ali Rıza Bey “Altın Yaprak Anonim Şirketi”nden çıktığı zaman Hayriye Hanım’ın sözlerine şimdi hak veriyordu. Ali Rıza Bey bir akşam karısına yalvararak elbiselerini ütületti. Sabah büyük bir istekle üstünü giydi ve Muzaffer’e hatır sormak için gitmişti. Ali Rıza Bey’in Muzaffer’le görüşmemeye ahdı vardı ancak o eski Ali Rıza Bey’di. Kendi oğlunun yaptığı kabahate göz yumuştu da Muzaffer’in yaptığına mı göz yummayacaktı. Muzaffer’in yanına gitti ancak Muzaffer onu kovmaktan daha beter etti. İşim var diyerek Ali Rıza Bey’in yanından çıkmıştı. Bununla beraber Ali Rıza Bey’in son ümidide suya düşmüştü.
Leyla ve Nejla istediği asri hayata kavuşmuşlardı. Haftada iki gece dostlara danslı çay veriliyor. Üç günde başkalarına davete gidiyorlardı. Aşağıda parti olurken Ali Rıza Bey yukarı tavan arkasına çıkardı. Genellikle mum ve kitap alır çıkardı . Gramofonun sesini duymamak içindi bunların hepsi, tavan arasında mum söner ve genellikle uyur kalırdı. Misafirliğe giden aileye Ali Rıza Bey çok kızar ve köpürürdü, ancak onu dinleyen kim di.
Düğünden birkaç ay geçti, Şevket büyük bir sıkıntı içindeydi. Hayriye Hanım’da kocasından hariç herkese iyi davranıyordu kavgaları önlemek istiyordu ve kavgaları önlemek için her şeyi yapıyordu. Sefalet son dereceye kadar gelmişti. Herkes bulduğu zeytin, peynir, bastırma ile bir köşede karnını doyuruyordu. Bazı geceler kapsız yorganlarla yatıyorlardı. Ancak partiler olduğu zaman yine her şey değişiyordu. Parti olduğu bir gün Ali Rıza Bey yine bağırıp çağırıyordu.
Hayriye Hanım kocasının yanına gelip şöyle dedi:
- Ne yapalım keyfimizden değil ya bu partiler kızlara koca bulmak için yapıyoruz dedi.
Ali Rıza Bey önce karısının söylediğine hak vermedi ancak daha sonra biraz düşündü ve haklı buldu bundan sonra Ali Rıza Bey partilere katılmak için aşağıya iniyor ve kızlarına iyi bir kız bulmak için adamların ağzını arıyordu. Ancak Ali Rıza Bey bir tane bile iyi bir adam bulamadı hepsi it ve kopuktu. Daha sonra bir gün Fikret babasının yanına gelerek babasına bir şeyler söyledi.
- Ben evleniyorum baba dedi. Baba senden izinsiz bir şey yaptım kızdın mı?
Ali Rıza Bey acı bir gülümseme ile;
- Kızmak mı? Niçin kızayım çocuğum ? Benim senin üstünde hakkım yok ki dedi.
Fikret:
- Bu sitem doğru değil baba,
Baba:
- Sitem etmiyorum. Hakikati söylüyorum. Ben artık fukara oldum bütün haklarım ve babalılık hakkımıda kaybettim dedi.
Ali Rıza Bey daha sonra bir şey demeden sordu:
- Evleneceğin adam nasıl ?
- Tahsin bey adında elli yaşında bir adam .. Adapazarı’nda bağı bahçesi varmış.
- Seni oraya mı ? götürecek.
- Evet dedi.
Sabah olunca bir trenle Adapazarı’na gidecekti. Sabah babası ve kardeşleri trene götürerek yolcu ettiler. Kardeşlerine hiç yüz vermedi, öpmedi, vedalaşmadı ancak babasına bir açık kapı bırakmıştı. Eğer canın neyi sıkılırsa benim yanıma gelirsin demişti Fikret…. Böylece yaprağın teki kopmuştu.
Ali Rıza Bey’in tek isteği Leyla ve Nejla’ya hayırlı bir kısmet bulmaktı. Bu komisyoncu idi. Bu komisyoncu sayılı zenginler arasında idi. Ancak bunlara Ali Rıza Bey inanmıyordu. İhtiyar adam komisyoncunun söylediklerine inanmış gibi görünüyordu. Yalnız ertesi sabah Hayriye Hanım sofrayı toplarken yerde bir tane kağıt görmüş ve bunu Ali Rıza Bey’e vermiş ve bunu okuyan Ali Rıza Bey kızını vermeden vazgeçmişti. Kağıtta şu vardı aldığı ceketin parasını ongün içinde ödemese dollandırıcılık davası açılacaktı.
Hayriye Hanım bir gece Ali Rıza Bey’in odasına girmiş ve şunları söylüyordu. İsteğini söyledi Şevket son aylarda çok sıkışık bir haldeydi. Pek canını sıkacak ama sandıktan biraz borç para alalım dedi. Ancak Ali Rıza Bey bunu kabul etmedi ancak karısının itirazları ile kabul etti ancak karısına bir şey sordu eee biz para çekeceğiz ancak parayı çekerken bizden rehine isteyecekler dedi. Karısı evi rehin ederiz dedi ve para çekildi daha sonra paranın bir kısmı Şevket’e verildi ve borçlarının bir kısmı kapattırıldı. Geriye kalan para ile çarşıya inildi bir şeyler alındı. Bu para birkaç hafta evi sakinleştirmişti. Birkaç hafta sonra para bitince evde yine kavgalar çıkmaya başlamıştı. Para çekmeleri Şevket’in işine yaramamıştı. Şevket iyice sıkışmaya başlamıştı artık alacaklıların önünden geçemiyordu. Şevket iyice bir bunalıma girmişti. Şevket işe gidiyorum diye evden çıktığı bir gün eve gelmemişti. Ev halkı çok korkmuştu ve bunun üstüne sadece bir gün değil 6 gün eve gelmemişti. Artık ev halkı iyice merak etmeye başlamıştı. Aramadıkları yer kalmamıştı. 6. gün eve birisi gelip oğlunun nezarethanede yattığını söyleyince Ali Rıza Bey hem sevindi hem üzüldü sevinmesinin nedeni ise artık oğlundan ümidi kesmişti. Hapishaneye koşa koşa oğlunun yanına gitmişti. Oğlunun hapisaheneye girmesinin sebebi bankadan para çekmiş ve bu parayı geri yatırmamıştı. Artık bundan sonra gelinine kızlarından daha iyi bakacaktı çünkü gelin artık bunlara emanetti. Ancak bunu anlamadı gelin ve daha çok dayanamadı. Bir mektup bırakarak evden kaçmıştı. Bunu Ali Rıza Bey oğluma nasıl anlatacağım diye düşünüyordu. Oğluna bunu anlatınca oğlundan bir üzülme anı bekliyordu ancak oğlu bilhassa üzülmedi ve sevindi babası buna çok şaşırmıştı.
Şevket hapisahane’ye girdikten sonra ev rehin altındaydı. Bağlarbaşında ki evi sattı ve Üsküdar’dan küçük bir ev almıştı ve oraya yerleşmişti, daha sefillikleri devam ediyordu. yazın Leyla’ya üç kısmet çıkmıştı. Bunların en iyisi Nazmi Bey doktor idi. İş bitmiş gibiydi ancak herhalde hapisahenede olduğunu duymuşlar ki vazgeçmişlerdi. Daha sonra ikincisini hiç düşünmeden üçüncüsünü düşündü ve buda elli yaşlarında bir Suriye’li idi. Suriye’li bir gün Üsküdar vapurunda görmüş ve beğenmiş. Derhal onunla evlenmeye karar vermişti. Zengin diye hiç düşünmeden Leyla kabul etmişti. Leyla Suriye’li damat sayesinde prensesler gibi yaşayacaktı. Ev, ev denecek halden çıktığı için Abdülvahhap Bey’in kaldığı köşkte bir nişan töreni yapılmıştı. Abdulvehhap Bey Leyla’ya güzel bir elbise ve pandantif hediye etmişti. Nişanlılar Eylül sonuna kadar İstanbul’da kalacaklar daha sonra Suriye’ye gideceklerdi.
Abdulvehhap Bey baldızlarına bir süre sonra onlarada zengin bir koca bulmayı vaat etmişti. Abdulvehhap Bey Leyla’yı bir çok kez gezmeye götürüyordu. Araları iyi idi, nişanlıların ancak bir gün araları bozuldu ve sebebi ise vapurda eski arkadaşlarını görmüş ve konuşmuştu. Abdulvehhap Bey arkadaşlarını hiç beğenmemişti. Namuslu bir erkek olduğu için buna katlanamazdı. Bunun üzerine Leyla’yı bırakıp Nejla’yı almaya karar verdi. Nejla bunu hemen kabul etti. Hiç kardeşi Leyla’yı düşünmemişti ve daha sonra Abdulvahhap Bey Nejla’yı alıp Suriye’ye götürmüştü. Nejla Suriye’ye gidince pişman olmuştu. Nedeni ise;
Abdulvahhap Bey’in üç tane karısı vardı. Daha sonra Nejla babasına bir mektubunda gelmek istediğini söylüyordu. Ancak babası bunu kabul etmiyordu. Leyla eski arkadaşlarına takılmıştı ve partilere gidip geliyordu. Kızından şüphelenmeye başlamıştı. Daha sonra Ali Rıza Bey kahveye gitmişti. Orda Ali Rıza Bey’in arkadaşının teki kızı hakkında bir şeyler söyleyeceğini duyunca, şüphelendiğinde haklı olduğunu gördü. Ali Rıza Bey arkadaşlarını söylediklerini duyunca kafasından bir kova sıcak su dökülmüş gibi oldu. Söyledikleri şu idi;
Kızının bir avukatın kuması olduğunu söylemişti. Ali Rıza Bey her şeyi sineye çekmişti ancak bu namussuzluğu sineye çekemezdi. Eve geldiğinde kızı evde yoktu, bir süre bekledikten sonra sokağın başından araba sesi gelmişti. Kızıda bir süre sonra eve gelmişti. Ali Rıza Bey her şeyi tek tek sormaya başlamıştı.
- Araba ile mi geldin?
- Evet. Arkadaşımın arabasıyla geldim.
Babası her şeyi biliyordu ve bunu kızından onayını bekliyordu ve kızına bunları açtı ve kızı utanmadan her şeyi açıkladı. Doğru olduğunu söyledi ve babası delirmiş gibiydi artık kızını dövmeye yürüdü ancak kızı kaçmış ve evden gitmişti. Avukat Bey Leyla’ya Taksim’de ev açmıştı. Annesi onunla görüşüyor onun komşusundan haber alıyordu. Annesi, babasına kızını affetmesini istiyordu ancak Ali Rıza Bey onu affetmeyeceğini sert bir tvır ile söylüyordu. Ali Rıza Bey Fikret’in daha önce söylediği sıkışırsan kapım sana açık dediği laf aklına gelmişti ve Adapazarı’na gitmişti. Oraya gidince Fikret kızınında orada esir hayatı yaşadığını görmüştü. Fazla durmadı Adapazarı’nda on beş gün sonra İstanbul’a geri döndü. Taksim’de Leyla,,Ayşe,ve Hayriye Hanım karşılamıştı. Artık hiçbir umudu kalmamıştın artık onların istedikleri gibi olmuştu. Leyla’nın evine gitmişlerdi. Avukat Bey haftada ya bir kere ya da iki kere geliyordu. Evde çok rahat bir yaşam geçiriyorlardı. Ali idi ancak dışarı çıkınca eski arkadaşlarını görüp eski şeyleri hatırlıyordu sadece buna morali bozuluyordu. Rıza Bey’in canı sıkıldığı zaman dışarı çıkıyordu. Artık Ali Rıza Bey çok neşeli

Benzer Makaleler

Yorum yapılmamış