Anasayfa | Biyografiler | Dosyalar | Haberler | Kategoriler | Arşiv | Rss
 

Hakkında
Elektroik Kütüphaneler bilgiyi elektronik ortama taşıyıp öğrencilere ya da bilgiye ihtiyaç duyanlara ulaştırmak için ... [»]

» Haberler | ABD'den İnsan Çipi ne Onay [»] , Diğer Haberlere Ulaşmak İçin Tıklayınız.

»  Orhan Veli Kanık

 admin , 09 Haziran 2007 tarihinde
 Makaleyi Yazdır    |  Makaleyi Email İle Gönder

Türk edebiyatının en büyük şairlerinden biri olan Orhan Veli Kanık, 13 Haziran 1914 yılında İstanbul’da doğdu.

Galatasaray Lisesi’nde başladığı lise eğitimini Ankara’da tamamladıktan sonra İstanbul

Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe bölümüne girdi. Yüksek eğitimini yarıda bırakarak

Ankara’da Milli Eğitim Bakanlığı tercüme bürosuna girerek, Milli Eğitim Bakanlığı

teşkilatında çalışmaya başladı. Bu işinden iki yıl sonra istifa ederek ayrılan Veli, serbest

çalışmaya karar verdi. 1 Ocak 1949 yılında Ankara’da iki sayfalık ‘Yaprak’ isimli bir dergi

çıkarmaya başladı. On beş günde bir çıkan ‘Yaprak Dergisi’ 14 ayda 28 sayı çıktıktan sonra

kapandı.(1940-1950)

Orhan Veli Kanık, Yaprak Dergisini kapattıktan sonra Ankara’dan tekrar İstanbul’a döndü.

Bir süre İstanbul’da yaşadıktan sonra bir başka iş için tekrar Ankara’ya dönen Veli 14 Kasım

1950 yılında aramızdan ayrıldı.

Bir bakıma hayatı yalnızlık ve yoksulluk içinde geçen Orhan Veli’ nin ölümü Türk

edebiyatı için yeri doldurulamaz bir boşluk olarak ifade edilebilmektedir. Gerek şiirimize

getirdiği yeni soluk gerek ifade biçimindeki farklı çizgisiyle edebiyatımızın mihenk

taşlarından sayılan Orhan Veli’ nin ölümünden sonra dergi ve gazetelerde hakkında çok

önemli yazılar yazıldı. Şiirleri bir çok yayınevi tarafından basılmaya başlandı.

SANATÇI KİMLİĞİ

Eski inanışa göre nazmın belli başlı unsurları vezin ve kafiyeydi. Kafiye kullanılmasının

temel amacı aslında ikinci satırın kolay hatırlanmasının teminiydi yani asıl amaç hafızaya

yardımcı olmaktı. Fakat zamanla onu vezinle birlikte kullanmakta bir güzellik bulan eski

dönem şairleri bu tarzda şiir yazmayı da marifet olarak görmeye başladı. Orhan Veli bu

konuda devrimci bir yapıya sahiptir çünkü ona göre şiirde vezin ve kafiye unsuru bir fazlalık

hatta bir sınırlamaydı. Bunlar şairin düşüncesine hükmettikleri gibi aynı zamanda lisanın

şeklinde de değişiklikler yapıyorlardı. Bu yüzden de eğer şiirde bir ahenk varsa bunu sağlayan

ne vezin ne de kafiyeydi ki ahenk şiirin içinde zaten vardı.

Edebiyat tarihine bakılacak olunursa pek çok şekil değişiklikleri ile karşılaşılacaktır, yeni

getirilen şekiller her defasında küçük garipsemelerden sonra kolayca kabul edilmiştir. Bu

durum aynen Orhan Veli’ nin Türk şiirine getirdiği yeni akımında da yaşanmıştır. Öyle ki, ilk

başlarda büyük tepkilerle karşılanmış sonrasında geniş kitlelerce kabullenilmiştir.

Orhan Veli’ ye göre şiir halkın her tabakasına hitap etmesi gereken bir edebiyattır. Herkes

ondan bir şey bulmalı ve zevk almalıdır. Oysa ki Orhan Veli’ ye kadar şiir burjuva sınıfının

malı olmaktan, sanayi devriminden önce de dinin ve feodal zümrenin köleliğini yapmaktan

öteye geçememiştir. Orhan Veli’ ye göre şiir sadece bu bolluk içinde yaşayan insanlara hitap

etmekten kurtarılmalı ve sokaktaki insana yani tüm topluma hizmet etmelidir. Bilindiği üzere

şiir konusunda devrimci bir ruha sahiptir Orhan Veli. Öyle ki, savunduğu durum senelerden

beri zevkimize, irademize hükmetmiş, onlara şekil vermiş edebiyat tarzlarının sıkıcı ve

bunaltıcı tesirinden kurtulmaktır. Bu bağlamda söylenilebilir ki; Orhan Veli edebiyat tarihinin

gıpta ile andığı sanatçılardan biridir çünkü tarihin beğenerek andığı insanlar daima dönüm

noktasında bulunan insanlardır. Eski geleneği tamamen yıkıp yerine bambaşka bir soluk

getiren Orhan Veli’nin önemi de işte bu durumdan dolayı doğmaktadır.

Orhan Veli sanatların iç içe olmasından pek hoşlanmayan bir kişiliğe sahipti. Ona göre şiiri

şiir, resmi resim, müziği de müzik olarak kabullenmek gerekliydi çünkü her sanatın kendine

ait yönleri ve düşünceyi ifade ediş tarzları vardı. Ona göre şiirde musikiyi, musikide resmi,

resimde edebiyatı kullanmak bir hileden başka bir şey değildi. Bu sanatlar birbirlerinin içinde

kullanıldığında hakiki değerlerini yitirmekte, bambaşka bir kimliğe bürünmekteydiler. İşte

bundan dolayıdır ki Orhan Veli hiçbir eserinde bu yola başvurmamıştır.

Orhan Veli küçük insanların anlık, günlük yaşamlarını yavaş yavaş ölçüye ve uyağa yatkın

belirsiz arayışlarla , ve inanılmaz bir doğallıkla şiirleştirmektedir. ‘Kapalı Çarşı’ ve ‘Altındağ’

şiirleri buna örnek olarak gösterilebilmektedir.

KAPALI ÇARŞI

Giyilmemiş çamaşırlar nasıl kokar bilirsin,
Sandık odalarında; senin de dükkanın öyle kokar işte.
Ablamı tanımazsın,
Hürriyete gelin olacaktı, yaşasaydı;
Bu teller onun telleri,
Bu duvak onun duvağı işte
Ya bu camlardaki kadınlar?
Bu mavi mavi,
Bu yeşil yeşil fistanlı…
Geceleri de ayakta mı dururlar böyle?
Ya şu bembeyaz gömlek?
Onun da bir hikayesi yok mu?
Kapalı çarşı deyip geçme,
Kapalı çarşı
Kapalı kutu

ALTINDAĞ

Biri bir koca görür rüyasında:
Yüz lira maaşlı kibar bir adam.
Evlenir, şehire taşınırlar.
Mektuplar gelir adreslerine:
Şenyuva apartmanı bodrum katı.
Kutu gibi bir dairede otururlar.
Ne çamaşıra gidilir artık, ne cam silmeye;
Bulaşıksa kendi bulaşıkları.
Çocukları olur, nurtopu gibi;
Elden düşme bir araba satın alınır.

Kızılay bahçesine gidilir sabahları
Kumda oynasın diye küçük Yılmaz,
Kibar çocukları gibi.

Lağımcının hamam rüyasıdır
Rüyaların en güzeli.
Uzanır göbek taşına;
Tellaklar gelip dizilir yanıbaşına.
Biri su döker,
Biri sabunlar;
Elinde kese sıra bekler biri.
Yeni müşteriler girerken içeri,
Lağımcı,
Pamuklar gibi çıkar dışarı.

Bu tarz şiir konularını Orhan Veli’den önce görebilmek imkansızdı. Ondan önceki şairler

bu tarz konuları şiirlerinde kullanmayı bir beceriksizlik olarak gördüklerinden dolayı

eserlerinde bu tarz konulara hiçbir şekilde yer vermemişlerdir.

Bu iki şiirde görüldüğü üzere Orhan Veli, gündelik olay izlenimlerini ölçüsüz, uyaksız

doğal deyişlerle şiirleştirme girişiminde bulunmuştur. Bu şiirler halk adına, halk için

yazılmıştır yani şiirlerde hedef tabaka, yüksek zümre olmaktan ziyade, halkın her

tabakasından her türlü insandır.

İSTANBUL’U DİNLİYORUM

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken

Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı;
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa;
Güvercin dolu avlular.
Çekiç sesleri geliyor doklardan,
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başında eski alemlerin sarhoşluğu,
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde.
İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımlardan,
Küfürler, şarkılar,türküler, laf atmalar,
Bir şey düşürüyor elinden yere;
Bir gül olmalı.
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi bilmiyorum;
Dudakların ıslak mı, değil mi bilmiyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul’u dinliyorum.

Orhan Veli, yazıldığı yıllarda büyük yankılar uyandıran ‘İstanbul’u Dinliyorum’ adlı bu

şiirinde İstanbul’u öne sürerek tüm toplumu gözler önüne sermekte bir bakıma toplumla iç içe

olduğunu dile getirmektedir. Şiirde, düş ülkesi yerine yaşanan gerçek çevre, aruz yerine

serbest nazım, Osmanlıca yerine günlük konuşma dili, bireysellikten ziyade toplumsallık,

insansız bir doğa tasviri yerine canlı bir şehir kalabalığı, tekil bir sanatçılık kimliğinden öte

toplumun bütün sesleriyle bilinçlenen çoğul bir şairlik anlayışı görülmektedir. Buda zaten

Orhan Veli’yi farklı yapan noktadır.

Orhan Veli “ Garip ” hareketinin öncülerindendir. Bu hareket, İkinci Dünya Savaşı

yıllarında tek parti egemenliğinin süregeldiği zamanlarda tüm sınırlamalara sanatsal bir

başkaldırı niteliğinde, bir takım yerleşmiş alışkanlıkları sarsarak ortaya çıkan yeni bir

edebiyat akımıdır. “ Garip ” akımının temel prensipleri Orhan Veli’nin de şiirlerinde

görüldüğü üzere ; konuşma dilinin doğallığı içinde şiirsel deyişleri yakalamak, gündelik

yaşamın sorunlarına ve küçük adamlarına eğilmek, söylev havasından kurtulmak ve süslerle

söz oyunlarını bırakıp özgür bir tarz yakalayabilmektir.

Orhan Veli ve arkadaşlarının edebiyatta yarattığı bu yeni akımın amacı, yozlaşmış ve

kalıplaşmış nesneleri yıkma, aydınlar azınlığından çıkıp halk yaşamına girme, yaşamanın

bütün anılarını ve tatlarını değerlendirme, insanın doğayla içten ilişkisini bulma, saf ve

katıksız bir bakışla insan değerlerini dile getirme ve toplum duygu ve düşüncelerine

eğilmedir. Önceleri çok büyü tepkilerle karşılanan “ Garip ” akımı bir süre sonra tamamıyla

kabul edilmiş özelliklede Orhan Veli’nin tarzı pek çok şair tarafından taklit edilmiştir.

Benzer Makaleler

Yorum yapılmamış