Anasayfa | Biyografiler | Dosyalar | Haberler | Kategoriler | Arşiv | Rss
 

Hakkında
Elektroik Kütüphaneler bilgiyi elektronik ortama taşıyıp öğrencilere ya da bilgiye ihtiyaç duyanlara ulaştırmak için ... [»]

» Haberler | ABD'den İnsan Çipi ne Onay [»] , Diğer Haberlere Ulaşmak İçin Tıklayınız.

»  Bir Dügün Gecesi - roman incelemesi

 admin , 29 Nisan 2007 tarihinde
 Makaleyi Yazdır    |  Makaleyi Email İle Gönder

1979 tarihli “Bir Düğün Gecesi”, yazarın ilk romanı olan “Ölmeye Yatmak”ın devamı olarak kurgulanmış. Doğrusunu söylemek gerekirse, düz bir zaman sıralaması takip etmeyen öyküleri nedeni ile, klasik anlamda bir devamlılık değil sözkonusu olan; aynı kişilerin iç içe geçmiş hayatlarından kesitler sunuluyor bu romanlarda. 1987 tarihli “Hayır” ise gerçekten de tamamlayıcı özellikler taşıyor ve bir anlamda noktayı koyuyor. Bu üç kitap 1994 yılında “Dar Zamanlar Üçlemesi” adıyla da yayınlandı. “Bir Düğün Gecesi”, kuşkusuz bu üçlemenin en önemli ve en başarılı olanı.
Klasik gerçekçi bir tarzda kurgulanmayan romanları ya da öyküleri –kısaca- özetlemek zordur. Çünkü karakterlerin bilinçlerinden yapılan anlatılarda geçmiş ve gelecek, düş ve gerçek birbirine karışır, bir gece içinde, hatta bir kaç saat içinde geçen ana olay etrafında çok geniş bir tarihsel dönem, ciddi bir eleştiriye tabi tutularak aktarılabilir. Yirmi yıl önce yayınlandığında büyük ilgi toplayan ve bizleri oldukça etkileyen “Bir Düğün Gecesi”, tam da böyle bir metin.
Sembolik Bir Anlatım
12 Mart döneminin ardından yazılan roman, bu dönemi çok öncesinden ele alarak irdelerken, toplumsal yapıyı oluşturan sınıf ve katmanları düğüne katılan davetliler üzerinden canlandırıyor. Mesela düğün sahiplerinden birisi sanayici, diğeri generaldir. Böylelikle düğün –12 Mart’ta olduğu gibi- bu iki kesimin bir ittifakına dönüşür. Bürokratlar, orta sınıf mensupları ve polisler, düğün davetlileri olarak egemen bloğun çevresindeki halkayı oluştururlar. Genç çift, solculuktan vazgeçerek katılmıştır bloğa. Prof. Ömer ve Tezel ise, küçük burjuva solcu aydının temsilcileri olarak, bu temsili kenetlenişi uzaktan izlerler. İşçi sınıfının temsilcisi Ali Usta, -yine göstergesel bir anlamda- katılmaz düğüne.
Görüldüğü gibi her ayrıntının, her karakterin bir anlamı, temsiliyetini yüklendiği bir toplumsal aidiyeti var. Böylelikle metnin içeriği/ideolojisi, metnin biçimsel özellikleriyle sıkı sıkıya bağlanmış oluyor. Bu noktada Adalet Ağaoğlu’nun yazarlık becerisinin hakkını teslim etmek gerekir. Çünkü, çok yapıntı ve doğmatik olabilecek bu sembolik kurguyu, nefes kesen bir tempoda ve gerçekçi bir atmosferde işlemeyi başarıyor o.
Biçim ve içerik o denli birbirine bağlı ki, birisinden bahsederken zorunlu olarak diğerinden de sözetmek kaçınılmaz. Karakterlerin, ayrıntıların ve olayın –düğünün- sembollere dönüşmesinin dışında, bakış açısı ve anlatım tekniği de içeriği destekleyici özellikler taşıyor. Yazar mümkün olduğunca olayları dışarıdan anlatan üçüncü tekil şahsı devreden çıkarmış. Bunun yerine karşılıklı konuşmalara, ama, iç monologlar biçiminde yapılan, sessiz dialoglar olarak süren konuşmalara ağırlık vermiş. Sık rastlanmayan bu anlatım tekniğini, Berna Moran, Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış” adlı incelemesinde, “Bağımsız İç Konuşma” olarak adlandırmıştı.
Daha çok bireyin iç dünyasını aktarmakta yaralı olabilecek bir yöntemle toplumsal gerçekleri deşmek, eleştiriler getirmek çok kolay değil elbette. Kitabın geneline uygun düşen bu anlatım tekniği, zaman zaman da aksamıyor değil. Özellikle Ağaoğlu’nun 12 Mart öncesi ve sonrasına ilişkin devrimci gençlere ilişkin eleştirileri, biraz da teknik yetersizliklerden içeriksel yetersizliğe düşüyor. Ayrıca, yazarın politik eleştirisini taşıyan olay aktarımlarının, o dönemde solcu gençlere karşı yürütülen karalama kampanyalarından fazlasıyla etkilenmiş olduğunu söyleyebilirim. Yine sembolik özellikler taşıyan “nahoş” olayların seçiminde bildik şablonlara sığınıyor Adalet Ağaoğlu. Eleştirisi diğer kesimlere yönelttiği kadar can alıcı olmuyor, kabalaşıyor.
Çok önemli bir roman
Berna Moran, az önce sözünü ettiğim eserinde, bu romanın diğer önemli özelliklerinin altını çizmiş. Ona göre “Bir Düğün Gecesi”; “bir yönüyle 12 Mart romanları arasında yer alırken, gerçekçi romandan modernist romana kayışıyla da, daha sonra gerçekçi romandan büsbütün uzaklaşan 1980’li yılların romanına bağlanır. Ayrıca, hayal kırıklığına uğramış ve politikaya küsmüş küçük burjuva aydının çıkmazına ve içine düştüğü bunalıma eğildiği için de 1980 sonrası depolitik romana geçiş niteliğindedir”.
Yazarın her bir ayrıntıyı titizlikle seçip işlediği, her bir ayrıntısına ve karakterine yan anlamlar yüklediği bu çok katmanlı metnin her didiklenmesinden yeni yeni anlamlar üretmek mümkün. Cumhuriyet sonrası Türk romanının kilometre taşlarından olan bu roman, yalnızca edebi olarak değil, sosyolojik ve tarihsel açılardan da okunmaya değer.

Benzer Makaleler

Yorum yapılmamış